Blog[lama]

  • Linkedin-Twitter işbirliği

    16/11/2009 - @burcusensoy

    Sizleri bilmem ama benim severek kullandığı ağlardan biri olan Linkedin, 9 Kasım 2009 tarihinde blogundan duyurduğu haberle Twitter ile güçlerini birleştirme kararı aldığını açıkladı. Buna göre artık, Twitter araçlarını kullanarak Linkedin durum güncellemelerinizi yapabildiğiniz gibi aynı şekilde Linkedin üzerinden de Twitter güncellemesi yapabiliyorsunuz.

    Twitter Linkedin

    Son derece basit birkaç adımı izleyerek iki hesabınızı birbirine bağlayabiliyorsunuz. Nasıl yapıldığını merak edenleri şu tarafa alalım. Bu yeni uygulamanın en güzel özelliklerinden biri de Linkedin’e eklemek istediğiniz güncellemeleri filtreleyebiliyor oluşunuz. Örneğin tüm tweetlerinizi Linkedin’e göndermeyi seçebileceğiniz gibi sadece #in etiketiyle yazdığınız mesajları iletmeyi de tercih edebilirsiniz. Açıkçası etiket kullanımı bana biraz daha mantıklı geliyor, ancak etiketi kullanmayı unutmamanız gerek.

    An itibariyle kendi Linkedin hesabıma baktığımda pek çok bağlantımın bu yeni özelliği kullandığını görüyorum. Türk kullanıcıların yeniliklere adaptasyonu beni her zaman etkilemiştir ;) Lakin bu noktada dikkat edilmesi gerektiğini düşündüğüm birkaç nokta var. Bildiğiniz gibi Linkedin, profesyonel bağlantılar kurduğumuz bir platform. Oysa Twitter, çok daha kişisel – adeta bir oyun alanı gibi kullanabildiğimiz bir servis. Birbirinden tamamıyla farklı bu iki servisin ortak noktada buluşması, beraberinde bazı nahoş durumlar da getirebilir. Öyle ya bir gece önce ne kadar içtiğinizi, nasıl sarhoş olduğunuzu ya da  iş camiasında sizi mahçup edebilecek muzır bir postunuzun Linkedin profilinizin tam tepesinde yer alması pek de hoş olmayacaktır. Bunun dışında Twitter’ın kendine özgü yazım dili, bu servisi kullanmaya henüz başlamamış çevrelerce anlaşılması güç olabilir. Bu nedenle Linkedin’e göndereceğiniz Twitter güncellemelerinizde bu iki noktaya dikkat etmenizi öneririm :)

  • Sessizlik sizi yıldırmasın!

    06/11/2009 - @burcusensoy

    Dijital platformlarda sesini duyurmaya çalışan pek çok kişinin, şevkini en çok kıran şey paylaşımlarına geri dönüş alamamasıdır. Blog yazmaya başladığınız ilk dönemleri bir düşünün, üzerinde belki de saatlerce uğraşarak yayınladığınız yazılarınıza kimseciklerden tepki gelmediği için yazmayı bırakma kararını kaç kez aldınız? Sesinizi duyar gibiyim; benzer sıkıntıyı pek çoğumuz mutlaka yaşamıştır.

    Bu durum, yıllar boyunca tek yönlü iletişimi benimsedikten sonra kapısını yavaşça aralayıp; içerik üretimi, paylaşım, etkileşim ve iletişim gibi konularda adım atmaya yeni yeni alışmaya başlayan markalar için de geçerli. Blogunuz, Facebook sayfanız ya da Twitter hesabınız, sizi izleyen kitle için ilgi çekici de olsa, bu ilgili olma durumu kimi zaman kendini yeterince ortaya koymayabilir. Yani takipçileriniz sizin attığınız adıma anında tepki göstermeyip sessiz kalmayı tercih edebilir. Geri dönüş alınamadığını hisseden markalar, sanıyorum ki ilk olarak bu işin gerekliliğini ve kendisine ne fayda sağlayacağını sorgulama hatasına düşüyor. İlk birkaç hafta içinde, blogunda yüzlerce yorum, Facebook sayfasına binlerce takipçi görmediği zaman bu “işin” yani “iletişimin” anlamsız ve boşa zaman kaybı olduğu fikrine yönelebiliyor.

    Bu gibi durumlarda ben, arkadaşlarımla ilişkilerimi göz önüne almayı tercih ederim. İlişki kurmak, insan doğasında var olan birşey olsa da son derece zorlu bir süreçtir. Yeni tanıştığınız insanları bir düşünün, ilk karşılaşmanızın ardından bir dostluk çemberi kurabilmeniz ne  kadar zamanınızı aldı tartın. İletişimin ilişkiye dönüşebilmesi için gerekli yatırımı ve sabrı unutmamak gerek. Gündelik hayatlarımızda bile ilişkilerimizi güçlendirme ve sürdürmek adına epey çaba harcıyorsak, bu durum markayı “insani” yönüyle bilmeyen, görmeyen kitle için çok daha meşakatlidir.

    Online mecranın parlayan yıldızı sosyal medyayı da iletişimle başlayıp ilişkiye dönen bir mekanizma olarak düşünmek gerek. Markaların, hedef kitleleriyle ilişki yaşayabilmesi için öncelikle sabırlı olması gerekir. Geri dönüş alınamayan durumlarda ise aşağıda listelediğim bir kaç yöntemi uygulamak, iletişimin daha etkin ilerleyebilmesi için yardımcı olabilir.

    1. Hitap ettiğiniz kitleyi gözünüzün önünde canlandırmayı deneyin. Blog yazdığınızda ya da Twitter’dan bir mesaj gönderdiğinizde, tepki almıyorsanız, bir noktada “kendi kendime mi konuşuyorum ben” diye düşünmeye başlarsınız. Bu his, sizi amacınızdan saptırarak daha provoke edici (yanıt alabilmek için) yazmaya itebilir. Oysa ki herhangi bir paylaşım öncesinde, hedeflediğiniz kitle içinden bir insanı zihninizde canlandırarak içeriğinizi o kişiye hitap ediyormuşçasına yazarsanız çok daha samimi, çok daha kişisel ve çok daha etkili bir paylaşımda bulunmuş olursunuz.

    2. İzleyicilerinizden tepki almak için farklı yöntemler geliştirmek iyi bir fikir olabilir ancak yöntem sayısını abartmamak gerekir. Bazen, geri dönüş alamamanızın nedeni kitleye uygun bir talep geliştirememekten kaynaklanabilir. Örneğin; yeni bir websitesi açtınız ve takipçilerinizden bununla ilgili deneyim ve düşüncelerini, uzun blog yazıları ile paylaşmalarını istediniz. Bu durumda muhtemelen çok fazla geri dönüş alamayacaksınız. Bunun yerine çok daha az çaba gerektiren mekanizmalar (online anket, link paylaşımı, video eklenmesi gibi) oluşturabilirsiniz. Elbete herşeyin azı karar, çoğu zarardır :) Bu tür geri bildirim mekanizmalarını da çok abartmamak gerekir. Günde 5 defa anket yapmak, sizi izleyen insanları sadece bunaltacaktır.

    3. Tüm topluluklarda olduğu gibi, sizin izleyici kitleniz de farklı kutuplardan oluşur. Bir tarafta son derece heyecanlı fanatikler, diğer yanda sürekli dırdırcılar, ve bu iki kutup arasında sessiz sedasız yaşamını sürdüren mutlu insanlar. Çok daha ateşli bir yapıya sahip olduklarından, fanatikler ve sürekli söylenenleri tetikleyerek geri bildirim almak çok daha kolaydır ancak sayıca daha fazla olan ilgisiz orta kesimi hedeflemek uzun vadede çok daha iyi bir geri dönüş sağlayacaktır.

    4. Her ne paylaşırsanız paylaşın sakın ola bağırmayın. İNSANLARIN DİKKATİNİ BAĞIRARAK ÇEKEMEZSİNİZ :) Ayrıca unutmayın ki büyük harflerle yazmak, bağırmanın tek yolu değildir. Örneğin aşırı derecede hatırlama maili, uyarısı göndermek (yarışmamıza 3 gün kaldı, yarışmamıza 2 gün kaldı, yarışmamıza 1 gün kaldı, yarışmamıza 10 dakika kaldı, gibi..), sürekli tekrarlanan Twitter yazıları yazmak, spam noktasına gelen blog yorumları bırakmak da bir çeşit sosyal medya bağırışıdır. Vermek istediğiniz mesajın duyulması için daha çok konuşma yapmanız gerektiği hatasına düşmeyin. Tutarlı ve kullanışlı bir iletişim modeli benimseyerek hedef kitleniz ile çok daha iyi bir ilişki kurabilirsiniz.

  • Twitter listelerini nasıl daha iyi kullanabiliriz?

    05/11/2009 - @burcusensoy

    Geçtiğimiz haftalarda Twitter yeni bir özelliğe kavuştu: “Listeler”. Bizler henüz daha Twitter‘ı dahi nasıl kullanabileceğimizin ayrımına varmaya çalışırken, bu yepyeni özellik daha şimdiden milyonlarca insan tarafından baştacı edilmiş durumda. Pek güzel. Peki nedir bu Twitter listeleri dedikleri? Daha da önemlisi, bu listeler hangi amaçla kullanılabilir?

    Bir bakıma etiketleme sistemi olarak görülebilecek Twitter listeleri, şu ana kadar üç farklı kullanımda yoğunlaşmış durumda; takipçilerinizi düzenlemek, değerli bulduğunuz içerik üreticilerini önermek ve etkilenimleri ölçümlemek.

    Benim en faydalı bulduğum kullanımların başında uzman listeleri oluşturmak geliyor. Düşünün ki belli bir konuda uzmanlaşmış
    bir profesyonelsiniz ve sizin gibi diğer profesyonellerin içeriğine ulaşmak istiyorsunuz. Takip ettiğiniz insanlar, yalnızca belli türde içeriği alacağınız kişilerden oluşmayacağı için kendi içinde etiketleme yaparak arzu ettiğiniz bilgilere tek tıkla ulaşabiliyorsunuz. Oluşturacağınız listeler sayesinde çift yönlü bir kazanım elde etme şansınız oluyor. Şöyle ki; hem siz diğer takipçilerinize de fayda sağlayacak bir listeleme yapmış oluyorsunuz, hem listenize eklediğiniz kişiyi bir bakıma tüm takipçilerinize önermiş oluyorsunuz. Nasıl, güzel bir yöntem değil mi? :)

    Hoşuma giden bir diğer kullanım da firmanızda çalışanlardan oluşan bir Twitter listesi yaratmak. Ülkemizde Twitter kullanımı her ne kadar kişisel yönde ağırlık gösterse de, özellikle yurtdışındaki örneklere bakınca bunun gayet güzel bir fikir olduğunu görebiliyoruz. Microsoft, Google, Zappos ve benzeri firmalarda çalışan pek çok kişi, firmaları adına paylaşımlarda bulunduğu Twitter hesapları kullanıyor. Dolayısıyla, eğer amaç daha fazla kişiye ulaşmak, içeriğinizi daha fazla insana ulaştırıp tam interaktivite sağlamaksa, şirketiniz ana Twitter hesabında bir çalışanlar listesi oluşturmak son derece akıllıca olacaktır. Bunun en güzel örneklerinden birini Mashable’ın kendi çalışanlarından oluşan Twitter listesinde görmek mümkün.

    Tabi biz de durmadık, Bloglama olarak kendi küçük ekibimiz için aynısını yaptık :)

    Daha fazla bilgi ve öneri için şu makalelere bir göz atmanızı öneririm:
    http://mashable.com/2009/11/03/twitter-lists-faq/
    http://mashable.com/2009/10/15/breaking-twitter-lists-are-live/
    http://mashable.com/2009/11/04/twitter-lists-uses/

  • Sektörde güzel gelişmeler yaşanıyor

    03/11/2009 - @burcusensoy

    Konu sosyal medya oldu mu gözümüz kulağımız yurtdışında yaşanan yeniliklere ve gelişmelere kayıyor ister istemez. Her ne kadar globalleşmenin ve internetin katkılarıyla pek çok yeniliği artık çok daha az bir zaman farkıyla takip edebiliyor olsak da, kabul etmek gerekiyor ki işler ülkemizde aynı ivmede ilerlemeyebiliyor. Özellikle Amerika’da sosyal medya pazarlamanın eşsiz ve leziz örneklerini izlediğimiz dönemde, pek çoğumuz ya çalıştığı firmaya, ya da hizmet verdiği müşterisine “sosyal medya”nın ne olduğunu anlatmaya çalışıyorduk. Aradaki uçurumu henüz tam anlamıyla kapatamıyor olsak da sektörde özellikle son bir yıldır yaşanan gelişmeleri, bir önceki yazımda da belirttiğim gibi şahsen mutlulukla izliyorum.

    Dün akşam, uzun zamandır beklenen güzel bir gelişme yaşandı. Ülker, Cafe Crown, Uno ve Çamlıca gibi markalarla bildiğimiz Yıldız Holding, Kariyer.net‘e verdiği ilanla “Sosyal Medya Yöneticisi” aradığını duyurdu.

    Sosyal Medya Yöneticisi ilanı

    Yıldız Holding, Türkiye’nin önde gelen markalarından biri ve sosyal medyada daha aktif bulunmak istediğini 2009 Blog Ödülleri‘ne verdiği destekle* belli etmişti. Ve şimdi, interaktif pazarlama departmanında yalnızca sosyal ağlara yönelik çalışmalarda bulunacak bir uzman arayışı bana sorarsanız firmanın vizyonunu açıkça ortaya koyuyor. Bir iş ilanında, günlük internet kullanımımızın önemli bir kısmını kaplayan Facebook, Twitter, Linkedin gibi mecraların adının geçmesi sizleri bilmiyorum ama benim çok hoşuma gitti. Yalnız işe alınacak kişide 5 yıllık tecrübe aranması, şu ana kadar takip ettiğim pek çok blogda ve özellikle Friendfeed üzerindeki konuşmalarda tepki görüyor gibi. Konusunda uzmanlaşmış bir eleman aramaları elbette ki kaçınılmaz, fakat ben yüzyüze görüşmelerde bu ön koşulun biraz esneyebileceği düşüncesindeyim.

    Özetle; önümüzdeki günlerde diğer  firmaların da kendi bünyelerinde yalnızca sosyal medya çalışmalarına yönelik görev alacak uzmanlar aramasına daha sık rastlayacağız gibi görünüyor.

  • Önemli olan basit ama yaratıcı fikri bulmak

    03/11/2009 - @burcusensoy

    Son dönemde en sık duyduğumuz cümlelerden biri hiç kuşkusuz “sosyal medya projesi”. Yeni medyanın hayatlarımızdaki yeri genişlediği sürece duymaya da devam edeceğiz gibi görünüyor. Bu süreçte, ben de en az sizler kadar yakından takip ediyorum olanı biteni. Gözüm özellikle sosyal ortamlarda birbiri ardına boy gösteren markalarda. Tıpkı yurtdışında olduğu gibi ülkemizde de güzel çalışmalar, kampanyalar yapıldı. Bir o kadar da zoraki, ayrıştırıcı özelliği olmayan, sıradan ve standart örneklere maruz kaldık. Bardağın dolu tarafından bakıp, en azından deneme cesareti gösterdikleri için bile tebrik ediyorum bu markaları.

    Benim sözüm, henüz adım atma cesareti gösterememiş olanlara. Elbette ki en ideali; üzerinde iyi düşünülmüş, zekice ve en önemlisi de tek yönlü mesaj iletmekten ziyade birlikte konuşmaya, üretmeye imkan tanıyan bir iletişim modeli sunabilmek. Ancak bir yerde, gereksiz bir biçimde birşeylere takılıyor olabilir misiniz? En iyisini ya da en “güvenlisini” bulmak uğruna işi iyice ağırlaştırıp, tam şu an son gaz geçip giden treni kaçırıyor olmayasınız? Kimi zaman şu tür cümlelere şahit oluyorum: “Bu marka/ürünün sosyal medyada işi yok”. (Hadi itiraf edin siz de pek çok kez işittiniz bunu değil mi?) Sosyal medya, bana sorarsanız, “gerçek” yani çift yönlü iletişime açık her markanın, her firmanın içinde bulunması gereken yepyeni bir mecra. Önemli olan ne kadar şeffaf, ne kadar açık ve ne kadar yaratıcı olabildiğiniz.

    Birkaç gün önce, ülkemizde olsa kimsenin üzerine zaman harcamaya dahi yanaşmayacağı bir markanın, son derece basit bir yöntemle sosyal medyada yakaladığı başarıyı özetleyen bir makale okudum. Kogi BBQ, Kore usülü tacolarını Los Angeles çevresinde mobil olarak servis yapan bir firma. Pek de yaratıcı bir servis değil, öyle değil mi? Gelin görün ki, bu marka Twitter hesabı üzerinden bir sonraki durağının nerede olacağını tweetleyerek yaklaşık 45.000 kişilik bir takipçi listesine ulaşmış durumda. Bununla da kalmayıp, yine gayet basit bir fikir üreterek bir t-shirt yarışması düzenlemişler. Twitter ve t-shirt yarışması. Sadece iki basit ama yaratıcı fikirle ilerleyip bunca insanla etkileşim sağlayabilen sıradan bir markadan söz ediyorum. Kıssadan hisse: Beklemekten, ölçüp biçmekten, uygun zamanı kollamaktan vazgeçin ve basit ama yaratıcı bir fikirle yola çıkın – şimdi!

  • Taşındık!

    16/09/2009 - @burcusensoy

    Son 1.5 aydır yoğun bir tempo içinde koşturmamızın bir nedeni de henüz kartlarımıza dahi bastıramamış olduğumuz adres değişikliğimiz. Moda ofisimizi terk eyleyerek, sahile biraz daha yaklaşmak ve arada bir daraldığımız anlarda kendimizi deniz kıyısına atabilmek için Fenerbahçe’ye taşındık :) Aslında yeni ofisimizde daralma şansımız pek olmayacak, çünkü ilerleyen günlerde paylaşacağımız fotoğraflarda da görebileceğiniz gibi muhteşem bir terasa sahibiz artık!

    Unutmadan; İkea sadece evimizin değil işimizin de herşeyi imiş ;)

  • Hello world

    18/08/2009 - @erayendes

    Tüm sitelerin olmazsa olmazı sanırım Hello world. Tasarımla birlikte içerik olarak da yeni bir başlangıç yaptık. Bloglama’nın ve sosyal medyanın tüm haberlerini burada paylaşıyor olacağız.