06/11/2009 Yorumunuzu bırakın

Dijital platformlarda sesini duyurmaya çalışan pek çok kişinin, şevkini en çok kıran şey paylaşımlarına geri dönüş alamamasıdır. Blog yazmaya başladığınız ilk dönemleri bir düşünün, üzerinde belki de saatlerce uğraşarak yayınladığınız yazılarınıza kimseciklerden tepki gelmediği için yazmayı bırakma kararını kaç kez aldınız? Sesinizi duyar gibiyim; benzer sıkıntıyı pek çoğumuz mutlaka yaşamıştır.

Bu durum, yıllar boyunca tek yönlü iletişimi benimsedikten sonra kapısını yavaşça aralayıp; içerik üretimi, paylaşım, etkileşim ve iletişim gibi konularda adım atmaya yeni yeni alışmaya başlayan markalar için de geçerli. Blogunuz, Facebook sayfanız ya da Twitter hesabınız, sizi izleyen kitle için ilgi çekici de olsa, bu ilgili olma durumu kimi zaman kendini yeterince ortaya koymayabilir. Yani takipçileriniz sizin attığınız adıma anında tepki göstermeyip sessiz kalmayı tercih edebilir. Geri dönüş alınamadığını hisseden markalar, sanıyorum ki ilk olarak bu işin gerekliliğini ve kendisine ne fayda sağlayacağını sorgulama hatasına düşüyor. İlk birkaç hafta içinde, blogunda yüzlerce yorum, Facebook sayfasına binlerce takipçi görmediği zaman bu “işin” yani “iletişimin” anlamsız ve boşa zaman kaybı olduğu fikrine yönelebiliyor.

Bu gibi durumlarda ben, arkadaşlarımla ilişkilerimi göz önüne almayı tercih ederim. İlişki kurmak, insan doğasında var olan birşey olsa da son derece zorlu bir süreçtir. Yeni tanıştığınız insanları bir düşünün, ilk karşılaşmanızın ardından bir dostluk çemberi kurabilmeniz ne  kadar zamanınızı aldı tartın. İletişimin ilişkiye dönüşebilmesi için gerekli yatırımı ve sabrı unutmamak gerek. Gündelik hayatlarımızda bile ilişkilerimizi güçlendirme ve sürdürmek adına epey çaba harcıyorsak, bu durum markayı “insani” yönüyle bilmeyen, görmeyen kitle için çok daha meşakatlidir.

Online mecranın parlayan yıldızı sosyal medyayı da iletişimle başlayıp ilişkiye dönen bir mekanizma olarak düşünmek gerek. Markaların, hedef kitleleriyle ilişki yaşayabilmesi için öncelikle sabırlı olması gerekir. Geri dönüş alınamayan durumlarda ise aşağıda listelediğim bir kaç yöntemi uygulamak, iletişimin daha etkin ilerleyebilmesi için yardımcı olabilir.

1. Hitap ettiğiniz kitleyi gözünüzün önünde canlandırmayı deneyin. Blog yazdığınızda ya da Twitter’dan bir mesaj gönderdiğinizde, tepki almıyorsanız, bir noktada “kendi kendime mi konuşuyorum ben” diye düşünmeye başlarsınız. Bu his, sizi amacınızdan saptırarak daha provoke edici (yanıt alabilmek için) yazmaya itebilir. Oysa ki herhangi bir paylaşım öncesinde, hedeflediğiniz kitle içinden bir insanı zihninizde canlandırarak içeriğinizi o kişiye hitap ediyormuşçasına yazarsanız çok daha samimi, çok daha kişisel ve çok daha etkili bir paylaşımda bulunmuş olursunuz.

2. İzleyicilerinizden tepki almak için farklı yöntemler geliştirmek iyi bir fikir olabilir ancak yöntem sayısını abartmamak gerekir. Bazen, geri dönüş alamamanızın nedeni kitleye uygun bir talep geliştirememekten kaynaklanabilir. Örneğin; yeni bir websitesi açtınız ve takipçilerinizden bununla ilgili deneyim ve düşüncelerini, uzun blog yazıları ile paylaşmalarını istediniz. Bu durumda muhtemelen çok fazla geri dönüş alamayacaksınız. Bunun yerine çok daha az çaba gerektiren mekanizmalar (online anket, link paylaşımı, video eklenmesi gibi) oluşturabilirsiniz. Elbete herşeyin azı karar, çoğu zarardır :) Bu tür geri bildirim mekanizmalarını da çok abartmamak gerekir. Günde 5 defa anket yapmak, sizi izleyen insanları sadece bunaltacaktır.

3. Tüm topluluklarda olduğu gibi, sizin izleyici kitleniz de farklı kutuplardan oluşur. Bir tarafta son derece heyecanlı fanatikler, diğer yanda sürekli dırdırcılar, ve bu iki kutup arasında sessiz sedasız yaşamını sürdüren mutlu insanlar. Çok daha ateşli bir yapıya sahip olduklarından, fanatikler ve sürekli söylenenleri tetikleyerek geri bildirim almak çok daha kolaydır ancak sayıca daha fazla olan ilgisiz orta kesimi hedeflemek uzun vadede çok daha iyi bir geri dönüş sağlayacaktır.

4. Her ne paylaşırsanız paylaşın sakın ola bağırmayın. İNSANLARIN DİKKATİNİ BAĞIRARAK ÇEKEMEZSİNİZ :) Ayrıca unutmayın ki büyük harflerle yazmak, bağırmanın tek yolu değildir. Örneğin aşırı derecede hatırlama maili, uyarısı göndermek (yarışmamıza 3 gün kaldı, yarışmamıza 2 gün kaldı, yarışmamıza 1 gün kaldı, yarışmamıza 10 dakika kaldı, gibi..), sürekli tekrarlanan Twitter yazıları yazmak, spam noktasına gelen blog yorumları bırakmak da bir çeşit sosyal medya bağırışıdır. Vermek istediğiniz mesajın duyulması için daha çok konuşma yapmanız gerektiği hatasına düşmeyin. Tutarlı ve kullanışlı bir iletişim modeli benimseyerek hedef kitleniz ile çok daha iyi bir ilişki kurabilirsiniz.